Gençlik

Dostum Dmitriy’le sohbetlerimizde ele aldığımız erdemli düşünceler henüz duygularımın değil, yalnızca aklımın hoşuna gidiyordu. Ama bu düşüncelerin manevi bir keşif yapmanın taptaze gücüyle aklıma geldiği öyle bir an oldu ki, onca zamanı boşa harcadığımı düşünüp korktum ve hemen o anda bu düşünceleri bir daha hiç değiştirmemek niyetiyle hayata geçirmek istedim. İşte gençliğin bu andan itibaren başladığı görüşündeyim (s. 1).
Soylu bir şey de yoktu ayrıca; tam tersine yüzüm, basit bir köylünün yüzü gibiydi, ayaklarımla ellerim de bir köylününki kadar büyüktü; bu da o sıralar bana çok utanç verici bir şey gibi gelirdi (s. 2).
İlkbaharın insan ruhunu en güçlü etkilediği günlerdi: Parlak, her şeyi ışığa boğan, ama ısıtmayan güneş, derecikler ve eriyen karlar, mis gibi kokan tertemiz hava ve upuzun saydam bulutlarıyla tatlı mavi gökyüzü. Nedendir bilmem ama bence büyük kentte baharın doğduğu bu ilk günlerin etkisi insan ruhu üzerinde daha çok hissedilir, daha güçlüdür, daha az görürsün, ama daha çok hissedersin (s. 3).
Neden ruhumda her şey bu kadar güzel, bu kadar açıkken kağıt üzerinde ve düşündüğüm bazı şeyleri hayata geçirmek istediğimde bu kadar çirkin oluyordu (s. 17)?
“Yaşam Kuralları” başlıklı defter de karalama defterlerimle birlikte bir yerlere girmişti. Yaşamın tüm durumları için kendine kurallar oluşturabilme ve her zaman bunlara uygun hareket edebilme düşüncesi hoşuma gitmiş olsa da, bu düşünce son derece basit ve yüce bir düşünce gibi görünse de, ben bu düşünceyi ne olursa olsun hayata geçirmek niyetinde olsam da bu işi hemen yapmam gerektiğini unutmuştum, sürekli olarak da erteliyordum (s. 31).
Şimdi kendime sık sık soruyorum: Ben ne zaman daha iyi ve daha doğruydum; insan aklının mutlak gücüne inandığım o zamanlar mı, yoksa gelişme gücünü yitirip insan aklının gücünden ve öneminden kuşkulandığım şimdi mi? Ve kendime olumlu bir yanıt veremiyordum (s. 31-32).
Üç tür insanın gözüne bakmaktan rahatsız olduğumu fark ettim sonra: Benden çok daha kötü olanlar, benden çok daha iyi olanlar ve her ikimizin de bildiği bir şeyi karşılıklı olarak birbirimize söylemeye cesaret edemediğimiz kişiler (s. 59).
Dmitriy dostlarını kendisine karşı her zaman saygılı davrandıkları için değil, yanlışlıkla bile olsa birini bir kez sevince onu sevmekten vazgeçmenin onursuz bir davranış olacağını düşündüğü için dostlarını hayat boyu sevmeye devam eden insanlardandı (s. 61).
Konukları yokken böyle oturmadıklarını hemen belli edecek kadar düzgünce, hiçbir şey yapmadan oturuyorlardı (s. 85).
Doğa, beni etkilediğinden çok farklı etkiliyordu onu: Doğa, onu güzelliğinden çok ilgi çekici yönleriyle etkiliyordu; doğayı duygularından çok aklıyla seviyordu (s. 101).
Hani sık sık olan bir şeydir, bir aileyi yıllarca şu veya bu nezaket perdesi ardında görürsünüz ve aile üyelerinin gerçek ilişkileri sizin için bir sır olarak kalır (hatta bu sır perdesi ne kadar aşılmaz, dolayısıyla da güzelse, sizden gizlenen gerçek ilişkilerin de o kadar kaba olduğunun farkına varmıştım) (s. 116).
Güzel, eğlenceli her şey onu gerçekten mutlu ederdi. Hatta yalnızca çok iyi ruhlu yaşlı insanlarda görülen bir özellik olan eğlenen gençleri görüp keyif alma yeteneği de en üst düzeydeydi (s. 166).
Her ne kadar küçük ölçüde ve toplumun alt tabakalarında olsa da, gördükten, yaşadıktan sonra her şeyi kolayca, zahmetsizce elde ettiği için küçümsemediği, umursamadığı ve önemsemediği bir şey yoktu (s. 225).
Ley Nikolayeviç TOLSTOY, Gençlik, Çev.: Ayşe Hacıhasanoğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 2013, VIII. Basım, 2021, İstanbul.